Okul öncesi dönemde oyun

 

OYUN DA BESLENME VE BAKIM KADAR ÖNEMLİ
Çocuklarımızın büyümesi ve sağlıklı gelişmesi için oyun tıpkı beslenme, bakım ve sevgi gibi çocuğun gündelik yaşamının vazgeçilmez bir parçası olmalıdır. Oyun, okul öncesi çağdaki çocuğun bilişsel becerilerini geliştirme, duygularını ifade etme ve sosyalleşme için kullandığı başlıca yoldur. Anne babalar, uzmanlar ve eğitimciler için ise oyun, çocukla ilişki kurmak ve onun iç dünyasını anlamak açısından son derece önemli bir araçtır. Bu sunum, okul öncesi dönemde oyunun çocuk gelişimindeki önemini ve çocuğun hayatındaki işlevini vurgulamayı, yaş ile birlikte değişen oyun tiplerine değinmeyi, uygun oyun ve oyuncak seçimi konusunda katılımcıları bilgilendirmeyi amaçlamaktadır. Aynı zamanda, “serbest oyun” ve “yapılandırılmış” oyun gibi oyun tekniklerine değinerek, katılımcıları etkili oyun şekilleri ve oyun sırasında ne zaman ne kadar müdahale edilebileceği konularında bilgilendirecektir. Bu sayede katılımcılar, bir yetişkin olarak oyun içinde kendilerini nasıl konumlandıracaklarına ilişkin bilgi edinebileceklerdir.

 

OYUNU DİĞER UĞRAŞLARDAN AYIRAN ÖZELLİKLER
Pek çok diğer psikolojik kavram gibi oyunu tanımlamak da güçtür. Uzmanlar oyun için pek çok farklı tanım ortaya koymuş olsalar da, fikir birliğine varılan ve oyunu anlamak açısından çok önemli olan bir nokta, oyun sırasında sergilenen davranışların özellikleridir. Oyunu çocukların ilgilendiği diğer uğraşlardan ayıran altı tane özellik vardır:
1. Oyun içe yönelik motivasyonla ortaya konur; yani oyunun doğuracağı dışsal sonuçlar nedeniyle değil de, oyunun kendisine yönelik ilgi ve motivasyon nedeniyle gerçekleşir.
2. Çocuk oyunun doğuracağı sonuçlardan ya da başarıyla tamamlanmasından çok, oyunun kendisiyle ilgilidir; diğer bir deyişle sürecin sonuçtan daha önemli olmasıdır.
3. Mecazi yani “mış gibi” davranışlar içeren oyun çocuğa kendini psikolojik olarak güvenli bir şekilde ifade etme fırsatı sağlar.
4. Çocuk oyun yoluyla gerçek hayatın kurallarından ve yetişkin dünyasından uzakta kendine özgü bir dünya kurar, kurallarını kendi koyduğu bu dünyada yaşamı üzerinde kontrol duygusunu yaşayabilir.
5. Çocuk çeşitli nesneleri farklı duyular yoluyla (hissederek, koklayarak, görerek, dokunarak, vb.) deneyler ve bu nesnelere yeni anlamlar yükleyebilir, dolayısıyla yaratıcı düşünce desteklenir (Bu nesne nedir? Ben bununla neler yapabilirim?). 
6. Çocuk aktif olarak oyun sürecine dahil olur ve çoğu zaman oyunda kurduğu dünyada duygularını, meraklarını, ihtiyaçlarını ve korkularını; kısaca yetişkinler gibi anlamlandırıp ifade edemediği iç dünyasını ifade edebilir.

 

OYUN NEDEN ÖNEMLİDİR?
Oyunun özellikleri ve önemi çerçevesinde düşünürler, doktorlar ve psikologlar yüzyıllardır “Oyun neden önemlidir?” sorusuna farklı bakış açıları içeren açıklamalar getirmişlerdir. Örneğin, İngiliz düşünür Spencer, “enerji fazlalılığı” düşüncesiyle oyunu çocukların içindeki fazla enerjiyi atmak için kullandıkları bir yol olarak görürken; Alman düşünür Gross  “alıştırma kuramı” ile oyunun ileriki hayatında çocuğun kullanmak zorunda olduğu becerilerini alıştırma yaparak geliştirmesi için bir araç olduğunu ortaya koymuştur. Psikanalitik kuram çocuğun pasif olarak deneyimlediği stres ve travmaların oyunda aktif olarak açığa çıktığına işaret etmektedir. Bilişsel kuram ise oyunun alternatif ve yaratıcı düşünceyi geliştirdiğini vurgulamaktadır. Son olarak, uyarılma kuramcıları çocuğun oyun aracılığıyla en yüksek uyarılma ve haz seviyesine ulaşmaya çalıştığını iddia eder. Fakat farklı kuramlardan da olsa, uzmanların oyun ile ilgili vardıkları ortak nokta, dünyanın çeşitli yerlerinde gerçekleştirilen araştırmaların da ortaya koyduğu üzere, oyunun çocuk gelişiminde kaba ve ince motor gelişimi, bilişsel ve dil gelişimi yanı sıra sosyal ilişkileri de önemli ölçüde desteklediğidir. Ancak oyun yalnızca çocuğun gelişimi için değil, çocuk ile ilişkilerini güçlendirmek isteyen anne babalar ve diğer yetişkinler için de iyi bir araçtır.

 

 

HANGİ OYUNU, HANGİ DÖNEMDE OYNUYOR?
Piaget bilişsel gelişim modelinde zihinsel süreçlerin gelişimi üzerinden oyunun çocuğun hayatındaki değişen işlevini ve yerini vurgular:
1. İlk zamanlarda çocuk “alıştırmalı oyun” olarak adlandırılan bir oyun dönemindedir. Sadece haz almaya odaklanır ve bu dönemde çocuk önce kendi bedenini, daha sonra da başka nesneleri kullanarak tek başına oynar. Duygu-devinim evresi (doğumdan 18-24 aya kadar) olarak adlandırılan bu evrede oyun, bakma, emme ve daha sonra nesneleri manipüle etme gibi bedensel faaliyetlerden oluşur. 9 aylık bir çocuğun eline verilen topu ağzına götürmesi, sallaması, döndürmesi veya atması bu evredeki oyun şekline örnektir.
2. Tasarımlama, dil gelişimi ile birlikte 2 yaş civarında ortaya çıkan ve 6 yaşa kadar süren; çocuğun çevredeki nesneleri hayal ettiği gibi kullandığı, gerçekte olmayan kişi veya nesnelerin oyunda var olduğunu hayal ettiği oyun evresi ise “sembolik oyun” veya “mış gibi” oyun olarak tanımlanır. Bu evrede, çocuk örneğin at gibi kullanabileceği araçlar geliştirir ve bu temsili sistemi kullanarak oyunlar oynar.
3. Çocuk yaklaşık olarak 6 yaşına geldiğinde ortaya çıkan evre ise “kurallı oyun” evresidir. Bu evre, çocuğun kutu oyunları, spor gibi kurallı grup aktivitelerinde kuralları anlayabileceği ve uyabileceği bilişsel olgunluğa eriştiği dönemdir.

 

 


OYUNDA CİNSİYET FARKI
Çocuk gelişimi gibi, oyun gelişiminin de evrensel özelliğinin yanı sıra kültürün de oyun ve oyuncak tercihinde etkili olduğu bir gerçektir. Şüphesiz cinsiyet de oyunun temelleri ve çocukların oyun içinde aldıkları roller bakımından farklılık gösterir. Örneğin, erkekler hareket imkanı olan, rekabete dayalı oyunları tercih ederken, kızlar ağırlıklı olarak yumuşak, söze dayalı, aile ilişkilerine dayalı oyunları tercih etmektedirler.

 

OYUNUN EKSİKLİĞİ ÇOCUĞA ZARAR VERİR Mİ?
Birçok psikolog ve araştırmacı, oyunun faydaları hakkında fikir birliğine varmışlardır, ancak oyunun eksikliğinin çocuklara ne kadar zararlı olabileceği konusunda bir uzlaşım yoktur. Çünkü geçmişte pek az çocuk serbest oyundan mahrum kalarak büyümüştür. Günümüzde ise, anne babaların çocuklarıyla ilgili akademik ve onları donanımlı bireyler olarak yetiştirme arzuları serbest oyuna ayrılan zamanın azalmasına neden olmuştur. Örneğin, çocuklarının iyi, prestijli okullara gitmesini öncelikli olarak gören anne babalar oyun zamanını daha yapılandırılmış aktiviteler için feda ediyorlar (piyano dersleri, tenis kursları vb.). Unutmamak gerekir ki, oyun çalışmanın karşıtı değil, tamamlayıcısıdır! Bunun yanında, pek çok anne baba çocukları kendi gözetimleri altında olmadan, yaşıtlarıyla bir oyun ortamında yalnız bırakmaktan çekinirler. Elbette anne babaların en değerli varlıkları olan çocuklarını ellerinden geldiğince korumak istemeleri anlaşılır ve doğal. Fakat unutmamak gerekir ki, aşırı korunaklı ortamlarda, devamlı belirli kurallar ve sınırlar içinde büyüyen çocuklar ileride her zaman öngörülemeyen karmaşık bir dünyanın gerçeklerinde kaybolurlar. Sosyal oyun deneyimleri ile büyüyen çocuklar ise problem çözme yeteneği daha gelişmiş, öngörülmeyen durumlarla da daha rahat başaçıkabilen yetişkinler olurlar.

 

SERBEST OYUN BEYİN GELİŞİMİNİ DAHA ÇOK DESTEKLER
Elbette ki yapılandırılmış ve kurallı oyunlar son derece önemli öğrenme araçlarıdır ve sosyal yeteneklerin gelişmesinde, grup içinde uyumlu davranış becerileri kazanmakta etkilidir. Ancak Minnesota Üniversitesi’nden eğitim psikologu Pellegrini’nin altını çizdiği üzere yapılandırılmış oyun önceden belirlenen ve takip edilmesi gereken kurallar içerir. Öte yandan, serbest oyun önceden belirlenmiş kurallar ile sınırlandırılmadığı için yaratıcı tepkilerin gelişmesini destekler. Serbest oyun içinde ortaya çıkan bu yaratıcılık son derece önemlidir, çünkü beyin gelişimini kurallı oyundan daha çok destekler. Ayrıca, Brown ve pek çok uzman, çocukluk döneminde serbest oyuna az zaman ayrılmasının kaygılı, mutsuz ve sosyal ortamlarda uyum güçlüğü çeken bireyler olarak yetişmesinden endişelidir.

 

OYUN, DUYGUSAL SAĞLIĞI DA ETKİLİYOR
Oyunun çocuğun duygusal sağlığı için de son derece önemli bir rolü vardır; oyun aracılığıyla çocuklar kaygı ve stres durumlarıyla baş etmelerine yardımcı olur. Amerika da, 1984 yılında yapılan bir araştırma 3-4 yaşlarında 74 çocuğun anaokulunun ilk günlerinde çocukların kaygı seviyelerini belirlemişler (sızlanmalarına, ağlamalarına, annelerine kalmaları için yalvarmalarına, ellerinin terlemesine bakarak), gözlemlerine göre de çocukları “kaygılı” ve “kaygılı değil” olarak ikiye ayırmışlardır. Daha sonra 74 çocuğun bir kısmını oyuncak dolu bir odaya götürmüşlerdir. Bu odada 15 dakika boyunca bazı çocuklar yalnız oynamış bazıları ise yaşıtlarıyla oynamıştır. Çocukların bir diğer kısmına ise küçük bir masanın başına yalnız ya da yaşıtlarıyla birlikte oturmaları söylenmiş, bu çocuklar öğretmenin kendilerine okuduğu hikayeyi 15 dakika boyunca dinlemişlerdir. 15 dakika sonunda, her iki grubunda kaygı düzeyi tekrar değerlendirilmiş ve 15 dakika boyunca oyun oynayan kaygılı çocukların kaygı düzeyi hikaye dinleyen çocuklara oranla 2 kat daha fazla azalmıştır. (Başta kaygılı olmayan çocuklarda bir değişiklik gözlenmemiştir). Şaşırtıcı bir bulgu ise, yalnız başına oynayan çocuklar yaşıtlarıyla oynayan çocuklara göre daha fazla sakinleşmişlerdir. Araştırmacılar bu durumu açıklarken, tek başına oynanan oyunda daha çok ortaya çıkan hayalgücünün, çocukların sıkıntılı durumlarla daha rahat başa çıkabilmelerine yardımcı olacak fanteziler üretilmesinde etkili olduğunu iddia etmişlerdir.

 

OYUNLA SOSYAL BECERİ ARTIYOR
Dışarıdan bakıldığında, anlamsız gibi görünen aktivitelerin, çocuk için ne gibi bir yarar sağlayacağı yetişkinlerde merak uyandırır. Pellegrini’ye göre, çocuklar sosyal becerileri kendilerine nasıl davranılacağını söyleyen öğretmenlerden çok, yaşıtlarıyla serbest oyun sırasındaki deneyimlerinden edinirler. Yaşıtlarıyla neyin kabul edilir neyin edilemez olduğunu  iletişim kurarak öğrenirler. Örneğin, oyun içinde arkadaşlarına karşı adil olmayı ve sıra beklemeyi öğrenirler. Bu etkinlik içinde olmaktan keyif aldıkları için de herhangi bir olumsuzlukla karşılaştıklarında hayalkırıklığına uğrayıp pes etmezler (Diğer yandan benzer bir içsel motivasyonla yaklaşmadıkları bir matematik problemindeki başarısızlığı çoğu zaman aynı toleransla karşılamazlar).

 

OYUN VE DİL BECERİSİ ARASINDAKİ İLİŞKİ
Ayrıca, serbest oyun içinde arkadaşlığı sürdürmek durumunda olan çocuk beraber oynadığı arkadaşlarıyla anlaşabilmek üzere dil becerilerini de geliştirir. Araştırmalar, oyun içinde çocukların arkadaşlarıyla konuşurken, yetişkinlerle konuşmalarına göre daha zengin bir dil kullandıklarını ortaya koymuştur. Pellegrini, serbest oyun sırasında çocukların fiziksel olarak oratada olmayan birşey ya da hayalgücü ürünü bir senaryo hakkında konuştukları ve bunu karşısındaki çocuğa anlatmak durumunda olduğundan daha karmaşık bir dil kullandığına işaret eder. Yetişkinlerse çocukların işlerini kolaylaştırmak için boşlukları tamamlama yoluna giderler.

 

1997’de Amerika’da yapılan bir araştırma yoksul kesimde düşük akademik başarı riski taşıyan bir araştırmaya göre, oyun odaklı anaokullarına giden çocukların, sürekli olarak öğretmenler tarafından yönlendirilen okullara giden çocuklara göre ileriki yaşamlarında sosyal olarak daha uyumlu bireyler olduklarını ortaya koymuştur.

 

OYUN AİLE BAĞLARINI DA GÜÇLENDİRİR
Oyunlar sırasında önemli olan pahalı oyuncaklara sahip olmak değildir. Çocuğun güvenle ve çok amaçlı kullanabileceği su, kil, kum gibi doğal malzemelerin yanı sıra tahta bloklar, lego gibi hayal gücünü kullanabileceği oyuncaklar öncelikli seçilmelidir. Bazen çocuğa silah, kılıç gibi malzemeler sağlamak anne baba için kaygı uyandırıcı olabilir. Oysa çocuk, bu objelerle oynamak istedikten sonra bir tahta parçasını bile kılıç olarak hayal edip kullanabilir. Dolayısıyla, yetişkinlerin kaygıları nedeniyle çocuğun oyuncak seçimine kısıtlamalar getirmesi çoğu zaman etkili olmamaktadır. Oyun, aynı zamanda agresyonun güvenli bir biçimde ifade edilmesine de hizmet eder. Örneğin, çocuk parmağını silah olarak hayal edip ateş edebilir, kağıtları yırtabilir veya boksör olduğunu hayal edebilir. Oyun içinde çocuk kendine, çevreye veya oyuncaklara zarar vermediği sürece her şey serbest bırakılmalıdır. Ebeveyn, uzman ya da eğitimci olarak çocukla oyun oynamak, onun dünyasında buluşmak ve onun dilini konuşmak demektir. Yetişkinlerin çocuklarla ilişkilerinin önemli bir kısmı oyun aracılığı ile gerçekleşmektedir. Bu ilişkiyi daha olumlu bir hale getirmek isteyen yetişkin, ilk önce çocukla oynadığı oyunu olumlu bir hale getirmelidir. Oyunun çocuk gelişimine ve aile ilişkilerine olumlu etkisi her geçen gün daha da fazla fark edilmektedir. Yapılan araştırmalar, oyun oynamanın yalnız çocuğu değil, aile ilişkilerini de güçlendirdiği ve karşılıklı güveni arttırdığını göstermektedir.

 

Yetişkinler için, oyun zamanlarında uygulanabilecek iki farklı oyun türü tanımlanabilir. Bunlardan ilki “serbest oyun” olarak adlandırılan; yetişkinin katılmadan önce çocuğu bir süre izlediği, sonrasında ise kontrolü ele almadan, çocuğu yönlendirmeden, komut vermemeye özen göstererek çocuğu takip ettiği oyun türüdür. Serbest oyunda oyunu çocuk seçer, rolleri çocuk paylaştırır; yetişkin ise öğretme kaygısı gütmeden çocuğun seçtiği role girer, oyunla bağlantıyı kesmemek ve çocuğa eşlik edildiğini hissettirmek adına onun bazı hareketlerini tanımlar, çocuğun ifade edemediği duyguları onun için adlandırır, ifade ettiklerini ise kabul eder. Oyun sırasında tek kural çocuğun kendine, yetişkine ve oyuncağa zarar vermemesidir.

 

Bir diğer oyun türü de, özellikle serbest oyunun ardından uygulanabilecek “yapılandırılmış oyun” olarak adlandırılan oyundur. Yapılandırılmış oyun, masa başı aktiviteleri olarak düzenlenen, dönüşümlü olarak sözel ve performans (kitap dinlemenin ardından hamurla oynamak gibi) olarak gerçekleştirilmesi önerilen, yetişkinin soru cümlesi kullanmaktan kaçınarak kısa ve net yönergelerle (“Şimdi hayvanlarla oynamaya geçeceğiz” , “Hadi, bir kare yap”) çocuğu yönlendirdiği oyun türüdür. Yapılandırılmış oyunda önemli olan çocuğun başarması değil, bir aktiviteyi tamamlayıp kalkmasıdır. Dolayısıyla, yapılandırılmış ortam başlangıçta 5 dakika hatta daha az bile olabilir. Yapılandırılmış oyunun başında, çocuğun başarılı olduğu düşünülen bir alandan başlanması ve ilk başlarda en ufak adımların bile desteklenmesi çocuğun motivasyonu ve kendine güvenini desteklemek açısından önemlidir.
 

Yorum Yaz